çavdar tarlasında çocuklar-jerome david salinger

çavdar tarlasında çocuklar Orijinal adı The Catcher in The Rye olan roman ilk kez 1967’de Gönülçelen adı ile Türkçeye çevrilmiştir. Daha sonra sonra ise Yapı Kredi Yayınları tarafında Çavdar Tarlasında Çocuklar adı ile çevrilmiştir.

Kitap Holden adında birçocuğun okuduğu liseden atılmasını öğrenesi ile başlar. Holden atıldıktan 2-3 gün sonra yani çarşamba günü ailesinin yanına gidecektir. Fakat Holden bu süreden önce okuldan ayrılır ve farklı maceralara atılır.

Birçok arkadaşı ile buluşur, birçok yer gezer… Aslında kitabın olay kurgusu oldukça basittir. Fakat buna rağmen Salinger’in dili kitabın okunması için en güzel nedendir.

Samimi dili, senli benli konuşması, cümlelerin sonunu yutarak “falan, filan” gibi söylemlerde bulunması romanın samimi bir havada geçmesini sağlamıştır.

Romanda Holden’in içdünyasına eğilmiş ve çelişkilerini yansıtmıştır Salinger. Romanda herkesten nefret eden Salinger aynı zamanda herkesi çok da özlemektedir. İnsanları hatalarından dolayı eleştirir fakat daha sonra ise o kişileri özler…

Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çok da kalın bir kitap değil zaten. Bir çırpıda okunacak türden…

Kitaptan alıntılar:

“Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater’ı ve Ackley’i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice’i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.” Çavdar Tarlasında Çocuklar”, Salinger’ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler… Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield’in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger’ın. 993’te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963’ten buyana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

Şansım varmış. Birden aklıma bir şey geldi, bunun, oradan defolup gittiğimi iyice anlamama epey faydası oldu. Birdenbire o günü hatırladım; ben, Robert Tichener ve Paul Campbell, hep birlikte idare binasının önünde top koşturuyorduk. İyi çocuklardı, özellikle Tichener. Akşam yemeğine az kalmış ve dışarda hava iyice kararmıştı. Ortalık daha da karardı, artık topu bile zor görebiliyorduk, ama kimse oyunu bırakmak istemiyordu. Sonunda bırakmak zorunda kaldık. Bay Zambesi, şu biyoloji öğretmeni, idare binasının o penceresinden kafasını çıkarmış ve bize yatakhaneye gidip yemek için hazırlanmamızı söylemişti. Ama yine de, böyle saçmalıkları hatırlayarak, her ihtiyacım olduğunda veda duygusunu yaşayabilirdim Ğen azından çoğu zaman. Ne yaşayacaksam yaşadıktan sonra, tepenin öte yanından aşağıya, bizim Spencer’ın evine doğru koşmaya başladım. Kampüste oturmuyordu. Evi Antony Wayne Caddesi’ndeydi. Ana kapıya kadar tüm yolu koşarak geçtim, sonra soluklanmak için bir saniye durdum. Şişip kalırım böyle, doğrusunu isterseniz: her şeyden önce, çok sigara içiyorum; yani içiyordum. İçirtmiyorlar artık. Dahası, geçen yıl tam on altı buçuk santim birden boy attım. Tüberküloz filan kapmamın ve tüm bu lanet çekap zımbırtıları için buraya gelmemin nedeni de o zaten. Aslında oldukça sağlıklıyımdır.

One Comment

  1. akıcı bi kitap olmasına rağmen içinde aargoyu bol bulunduran hepimizin yaşamlarından bazı alıntılar olunduğu düşünülen bir kitap ama tavsiye edemiyorum malesef.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*