Duyulmayan Anlam Çığlığı*

“insan kendi insanlığını tartışmak istediği zaman, insanların birbiriyle olan bağlantılarını tartışma alanına sokmak istediği zaman, kendini çevreleyen nesnelerle olan bağlantısının vehametini kavradığı zaman şiir canlılık kazanır. bireyin hayatında da, toplumların hayatında da şiir “critique” dönemlerin sanatıdır.” (ismet özel, şiir okuma kılavuzu, sayfa 21)

Bir önceki yazımda da tezimle ilgili okumalara –özellikle psikoloji içerikli– başlayacağımı söylemiştim. Eh fena da düşünmemişim. Zira bunun için seçtiğim ilk kitap son zamanlarda üzerinde sıkça düşündüğüm konulardan birisini de kapsıyor: hayatın anlamı!

Kitap seçimi konusunda bu kadar isabetli davranacağımı pek düşünmemiştim. Zira hem hacim olarak ufak bir kitap seçmişim, hem de içerik olarak bir hayli yoğun bir kitap. Hacim olarak ufak bir kitap seçmemin en önemli avantajı beni kitap okumaya yeniden adapte edecek olması.

Hepimiz sık sık yaşadığımız hayatı sorgularız. Nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi, neden var olduğumuzu gibi. Üstelik yaşamın anlamsızlığından yakınmak anlam arayışı içerisinde olduğumuzu gösterir. Mesele aslında bu arayışa uygun cevaplar bulabilmekten ziyade bunu sorguluyor olmaktır. Çünkü bence bir şeyleri sorgulamaya başladığımızda ona dair farkındalığımız artacak ve onu aşma yolunda önemli adımlar kat edeceğiz demektir.

Victor E. Frankl ‘ın “Duyulmayan Anlam Çığlığı*” isimli kitabı.

Kitabın henüz başlarında anlamını bilmediğim terimlerle sık sık karşılaşsam dahi yılmadan okumaya devam ettim. Zira “anlam” kelimesi beni içine çekmeye yetiyordu.

Kitap genel olarak, psikolojik sorunları olanlara ya da psikolojik sorunlarını farklı şekillerde dışavuran (madde bağımlılığı gibi) kişilere logoterapi yoluyla yani “anlama dayalı terapi” yoluyla tedavi sürecini işliyor. Kitabı bir tedavi sürecine tanık olmaktan ziyade “anlam arayışı”nın insanı ne kadar düşündürdüğünü ele alarak okursak sanırım kendimizi tanıma, anlama adına daha faydalı şeyler yapmış olacağız.

Kitapta, sık sık başkalarının yaptığı araştırmalardan da örnekler veren Frankl insanın hayatındaki en büyük boşluğun anlam arayışından kaynaklandığını gözler önüne seriyor. Mesela intihar girişiminde bulunan bir grup üniversite öğrencisinin % 65’inin intiharının nedeni olarak “yaşamın anlamsız gözükmesi”ni söylemesi ve bu öğrencilerin hemen hemen hepsinin aktif bir sosyal yaşantısının olması insanın gözüne çarpıcı geliyor. Bu da gösteriyor ki insanın zengin olması ya da aktif bir yaşantısının olması onun hayatının son derece anlamlı olduğunu göstermez. Hattâ “duyulmayan anlam çığlığı”nın tam da bu olduğunu düşünmek gerekiyor. Hayatını gayet huzurlu, mutlu idame ettirecek her türlü imkâna sahipken bir anlam arayışı içerisinde olman, etrafınca duyulmamana neden olacaktır.

Çocukluğumu ve şimdiki yaşayışımı karşı karşıya koyduğumda bu ikisini ayıran çizgiye “bilgisayar”ı koyarım diye düşünüyorum. Zira etrafımda gördüğüm her türlü değişimin temelinde bilgisayar duruyor. Kitaptan hareketle söyleyecek olursam 10 kişinin yapacağı işi 1 tane bilgisayarın yapması demek 9 kişininin boşa çıkması demektir. Bu 9 kişi boşa çıktığında hayatını sorgulamaya başlayacaktır. Hayatının anlamının ne olduğunu düşünmeye başlayacaktır. Bu da demek oluyor ki, geleneksel toplumlarda, insan gücüne dayalı yaşam şartlarının olduğu toplumlarda anlam arayışı pek önde gelmiyor.

Çağımız eşyaya hükmetme çağı. Yaptığımız onlarca teknolojik aletle, icatlarla, yazılımlarla eşyaya hükmedebiliyoruz. Eşya üzerinde tam olarak hakimiyet sağlayabiliyoruz. Ancak acaba kendimize hükmedebiliyor muyuz ? İnsan eşyaya hükmettikçe, kendi üzerindeki hakimiyetini kaybediyor; kendini kaybediyor.

Yaşadığımız toplumda her türlü ihtiyacımızı karşılayabiliyoruz. Doktora gittiğimizde hastalığımız geçiyor, restauranta gittiğimizde karnımız doyuyor, yatağa girdiğimizde de cinsel ihtiyaçlarımızı gideriyoruz. Peki anlam ihtiyacını giderebildiğimiz bir yer var mı ?
Şöyle gözlerimi kapatıp ideallerimi, hayallerimi düşünüyorum. Her hayalimin belirli zaman diliminde tek tek gerçekleştiğini düşünüyorum. Ve sona kadar ulaşıyorum. Peki elde kalan ne? Sadece bu hedeflere ulaştığımda duyduğum mutluluk kalıyor elimde. Ama sonrası ? Sanırım yazarın da dediği gibi, mutluluğa engel olan şey “mutluluk arayışı”nın kendisidir.

“Kişi, yaşamın anlamını veya değerini sorguladığı an, hastadır.” diyor Sigmund Freud. Karşı çıkmamak elde değil galiba. Çünkü insanın varlığının en belirgin özelliğidir anlam arayışı. Var oldum diyebilmesi, varlığının farkına varabilmesi için hayatı sorgulaması gerekir. “Anlam arayışı insan olmanın ayırtedici bir özelliğidir.” diyor Frankl. Hattâ bu uğurda acı çekmeyi, özveride bulunmayı gerekirse de hayatını feda etmeyi çekinmeden göze alır.

Merak edip de kitabı okumak isteyen olursa Öteki Yayınları’ndan çıkan kitabın son basım yılı 2007. Ankara’da oturup da Birleşik Kitabevi’ni bilmeyen yoktur. Gidip oradan cüzi bir fiyata temin edebilirsiniz.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*