kimlik karmaşası

Daha tomurcukken, anne karnına düştüğümüz 21. günden itibaren bir kimlik arayışı içerisine gireriz. Hayatta bir yer edinebilmek ve ben de buyum diyebilmek için bir karakter, kimlik arayışı içerisine gireriz. Kimilerimiz küçük yaşta bir kimliğe sahip olurken kimilerimiz ise yıllar geçse de bir türlü oturtamazlar kimliklerini, benim gibi.

Bir kimliğe sahip olmanın iyi bir şey olduğunu söylemiyorum ben. Kimliğini oturtmuş kişinin bazen bu kimliği kötü bir kimlik de olabilir. Bunu ayrı tutuyorum. Kendi kimliğimi ise, iyi mi, kötü mü ya da başka bir şey mi diye sınıflandıramıyorum ben. Hep bunun sıkıntısını çekiyorum.

Sanki kâinattaki her şey bir araya gelmiş de benim bu kimliği kazanmam için, bu kimlikte birisi olmam için mücadele etmiş gibi geliyor bana. Doğum tarihimden tutun da aile yapımıza kadar her şey.

Ocak ayında doğdum. Oğlak burcuyum. Genel özelliklerine bakarsak daha çok duygusallığının ön plânda olduğunu görüyorum. Ve yaşadığım çevre, hayatım, her şeyim ama her şeyim benim duygusallığımı tetikleyecek şekilde hazırlanmış.

Ve son olarak da edebiyatçı kimliğim. Bazen kendi kendime; acaba edebiyatçı kimliğim mi beni duygusal olmaya itiyor, yoksa duygusallığımı mı bana edebiyatçı bir kimlik kazandırıyor diyorum. Ve bir türlü çıkamıyorum bu düşüncenin içerisinden. Tek bildiğim ise bu kimliğin bana ağır geldiğidir.

Bir edebiyatçı iseniz ya da daha ziyadesiyle benim gibi bir insansanız hayat size genelde ağır gelir. Genelde melankolik bir tavır takınırsınız hayata karşı. Ve sürekli küskünleri oynarsınız. Hassas ve alıngansınızdır. Sözcüklerden ve cümlelerden ikinci, hattâ bazen de üçüncü anlam çıkarırsınız. Kelimelerin altını tek tek çizersiniz acaba ne demek istemiş diye. Ya da konuştuğunuz kişinin ses tonunu hiç unutmaz ve onu tahlil etmeye çalışırsınız. Siz karşınızdaki insanla çok fazla uğraşırsınız azizim. Çok fazla. Hem de ona bunu belli etmeden.

Hayatın farkındasınızdır. Hayat sizin için gerçektir. En ufak zerresine kadar hissedersiniz onu. Çünkü hayat sizin içinizde dolaşır. Tam yüreğinizde. Bir film izlerken ya da müzik dinlerken, kahramanlardan birinin ses tonu bile sizi hüzünlendirmeye yetebilir. Ya da bir kitap okurken okuduğunuz bir cümle sizi çok mutlu edebilir, heyecanlandırabilir.

Hayatı fazla uçlarda yaşarsınız. Üzülecek şeye çok fazla üzülür ve sevinecek şeylere de çok fazla sevinirsiniz. Üzüntü gibi mutluluk da zirvedir sizin için. Ve bir at gözlüğü takarsınız bu duyguları yaşarken. Başkalarına fırsat vermezsiniz.

Eğer bir edebiyatçı iseniz bu kimlik tam sizin kimliğinizdir.  Düşünmek için, hissetmek için, yazmak ve söylemek için en mükemmel kimlik budur. Ama yaşamın ağırlığını da sırtınızda taşıyabilmeniz gerekir bu kimliği edindiyseniz…

3 Comments

  1. Bu akşam, bir fotoğraf topluluğunun ilk tanışma toplantısındaydım. Herkes kendisini tanıtıyordu sırayla. Benimle yaşıt hatta benden daha genç arkadaşlar “şu okulda şu branş öğretmeniyim” diye tanıttılar kendilerini. Sıra bana geliyordu ve garip bir sıkıntı içine girdim.

    Edebiyat öğretmeniyim mi desem, edebiyat öğretmeni adayıyım mı desem yoksa bloggerım ya da amatör fotoğrafçıyım filan deyip de savsam mı sıra mı diye panikledim bir an 🙂 Edebiyat öğretmeni adayıyım deyiverdim birden. Sonra içimden “edebiyatçıyım” deyip geçecektin işte diye söylendim. Edebiyatçı…

    Senin yazdığın ve bizim anladığımız TDE mezunu olup edebiyatçı olmak mı ya da edebiyat dergilerinin sayfalarında yıllarca ürün ortaya koyup edebiyatçı sayılmak mı… Bunun ayırdına varamadım yıllarca. Türk eğitim sisteminin içinde durumumuz malum. Ne o olabiliyoruz ne bu. Şuyuz desek, belgemiz yok; buyuz desek kimliğimiz…

  2. “Bir edebiyatçı iseniz ya da daha ziyadesiyle benim gibi bir insansanız hayat size genelde ağır gelir. Genelde melankolik bir tavır takınırsınız hayata karşı. Ve sürekli küskünleri oynarsınız. Hassas ve alıngansınızdır. Sözcüklerden ve cümlelerden ikinci, hattâ bazen de üçüncü anlam çıkarırsınız. Kelimelerin altını tek tek çizersiniz acaba ne demek istemiş diye. Ya da konuştuğunuz kişinin ses tonunu hiç unutmaz ve onu tahlil etmeye çalışırsınız. Siz karşınızdaki insanla çok fazla uğraşırsınız azizim. Çok fazla. Hem de ona bunu belli etmeden.”

    Edebiyatçı değilim. Ama ben de böyleyim. Edebiyatı da severim gerçi 🙂

  3. sn yakup buğra ya,
    arkadaşım sizin yorumunuzu okumadan direk yorumumu yapmıştım ki aman bi de ne göreyim:) isim yakup değil de süheyla sanki. kelimesi kelimesine aynı yorumu yapmışız.şaşırdım bu kadarı da pes dedim vala:) kelimesi kelimesine..ilginç bir tevafuk.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*