şiir, edebiyat ve ben

aslında pek de merak edilesi bir son zamanlarımın olduğunu zannetmiyorum. yazacağım şeyleri birkaç kişi dışında kimsenin okuyacağını da düşünmüyorum. zira yazacağım şeyler sizlere sıkıcı gelebilir. bence çabuk sıkılan birisi iseniz hemen çıkın sayfadan. aksi taktirde olacaklardan ben mesul değilim.

önceki yazımdan bir tanesinde yüksek lisans derslerine ayak uydurmaya çalıştığımı söylemiştim. evet, uydurdum sayılır. benim pek hoşlanmadığım teorik kitapları okumaya başladım. eskiden bu kitaplar sıkıcı gelse de şimdi zevk alıyorum. biraz daha dikkatli (roman, şiir) okumamı sağlıyor. okuduğum metinleri daha da anlamlandırmamı sağlıyor.

bazen diyorum kendi kendime, neden edebiyatçı oldun? edebiyatta ne bulmak istedin ve ne buldun? sıradan bir bankacı, kamu yönetimici(!), idareci, iktisatçı ya da işletmeci olamaz mıydım? paranın gözüne vurup, altıma on beş – yirmi milyarlık bir araba çekip, internette ekonomi sitelerini takip edip, takım elbiseler giyip başarılarımdan söz edemez  miydim? eğer ki marifet öss‘den iyi bir puan almaksa, yurdumun birçok iktisadi ve idari bilimler fakültesine girecek kadar almıştım. ben ne yaptım, yirmi üç tercihimin hepsi edebiyat bölümüydü. beni çeken bir şeyler olmalıydı bu bölümde. sanırım şimdi bunu anlıyorum yavaş yavaş.

ismet özel okuyorum bu sıralar. “şiir okuma kılavuzu“nu. tenekeci‘nin şiirlerini okumadan önce işe yarar demiştim. şiiri nasıl okur, nasıl yorumlarım diye düşünüp açtım ilk sayfaları. ama kitap şiir okuma kılavuzundan ziyade bir poetika gibi. yani şiirin ne olduğuyla ilgileniyor. özel’in cümlelerini okurken kendi düşüncelerimin dile getirildiğini düşünüyorum. özel için şiir ne ise benim için de edebiyat birazcık o aslında. belki de beni bu bölüme doğru iten şiir. ben, kendimi tanımak istiyorum. kendimin farkına varmak. hayatın anlamını bilmek, hayatı daha nasıl anlamlı hale getirebileceğimizi düşünmek. insanlarla duygular üzerinden konuşmak, kendime bakarak insanı ve dünyayı tanımak istiyorum. sanırım ismet özel de bundan farklı şeyler söylememiş:

“şiir insan yaşamındaki bütünlük duygusunun dağıldığı, parça ve bütün kavramlarının birbirine karıştığı, insanın bir ezgisi, bütüne olan özlemi biçiminde ortaya çıkar. yokluğunu hissettiğimiz şey içimizde bulunması gereken “zımnî” bütünlük, bütüne ait olma duygusudur. zaten sevmemizin, acımamızın, öfkelenmemizin, böbürlenmemizin, zavallılaşmamızın, tanrılaşmamızın bu bütünle, bu bütünü anlamak isteyişimiz veya anlamak istemeyişimizle bir ilgisi vardır. şiirin “theme”i ne olursa olsun, şiir gerçek derinliği, yüceliğini, değerini insandaki bu “hasret giderme” duygusunda bulur. ” (şiir okuma kılavuzu, syf: 19)

“içinde yaşadığımız dünya vakur bir insan için şiiri kaçınılmaz kılan, kılması gereken bir dünyadır. çünkü bu dünya bütün toplumsal kurumlarına, devlet biçimlerine, sigorta esaslarına, titiz ve ayrıntılı örgütlenmesine, insanın hayatını birbirine çirkince bağımlı kılmasına rağmen insanı yapayalnız bırakan bir dünyadır.” (şiir okuma kılavuzu, syf: 22)

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*