İzliyorum

pulp fiction – ucuz roman

pulp fictionİngilizce çalışmaktan kaçmak için son çırpınışlarımı harcadığım şu günlerde, belki biraz olsun vicdan azabımı gideririm diye bol bol alt yazılı İngilizce filmler izliyorum. Yaklaşık 1 haftadır her gün en az bir film izliyorum. İzlediğim filmleri genelde IMDB‘nin en iyi 250 filmi arasından seçiyorum. Tam olarak o sırayı neye göre oluşturduklarını bilmiyorum ancak gerçekten kaliteli filmler var.

Her güne bir film diye isimlendirdiğim projemden bugün ağıma “Pulp Fiction” takıldı. Bir zamanlar Türkçeye “Ucuz Roman” diye çevirisi yapılmış bir film. Aslında filmi bir iki sene önce duymuş olmama rağmen bir türlü alıp izlemeye fırsatım olmamıştı. Bayağı methedilen bu filmin adı bana pek çağrışım yapmadığı için internette hakkında yapılmış yorumları okumayı düşündüm. Okuduğum yorumlar bana çok ilginç geldi. Yorumların çoğu genelde bu filmi çok başarılı bulmuş ve yere göğe sığdıramamış.

Pulp Fiction, Quentin Tarantino tarafından yönetilmiş, Roger Avary ile birlikte senaryosu yazılmış, 1994 yapımı, kült kabul edilen bir filmdir. Ucuz Roman, En İyi Film dahil 7 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve En İyi Orijinal Senaryo Oscarı’nı almıştır. Aynı zamanda 1994 Cannes Film Festivali’nde en iyi film ödülü olan Altın Palmiye Ödülü’nün sahibidir. viki

Ne yalan söyleyim, siz sağda solda yapılan bu yorumları okuduktan sonra filmden inanılmaz sahneler bekliyorsunuz. Filmin sizi büyülemesini, 94 yapımı da olsa sizi gerçekten heyecanlandırmasını istiyorsunuz. Ancak Quentin Tarantino‘nun her taktiğini ezberleyecek kadar ona hayran olmadığım için mi, yoksa gerçekten çok dikkatsiz olmadığım için mi bilemiyorum, filmi pek beğenmedim. Hem de oldukça basit buldum diyebilirim. Belki filmin çekildiği döneme göre değerlendiğimizde başarılı bir film olabilir. Ancak o dönem çekilip de başarılı olan onca film var ve şimdi adı bile bilinmiyor.

Filmdeki bir sürü mantık hatasını ve teknik hatayı Tarantino hayranları, Tarantino‘nun zekâsına ve taktiğine yormuş. Mesela bir sahnede, çocuk 2 tane adama bir iki metreden birkaç el ateş ediyor. Ancak kurşunlar adamlara hiç isabet etmeden duvara saplanıyor. Hadi burası olabilecek bir şey. Çocuk gerçekten salak falan olabilir. Ama bu sahnenin başında zaten duvarda delik olması ilginç değil midir sizce ?

Filmin nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Hiç ummadığınız bir sahnede bitiyor. Yani ne senaryoyu anlamışsınız, ne filmin içeriğini anlamışsınız ve ne de neyi anlatmak istediğini. Herhalde bir Tarantino klâsiğidir bu ne dersiniz?

Şu an eleştiri yaptığımı düşünmüyorum. Hattâ eleştiri yapacak kadar sinema kültürüne sahip olduğumu da düşünmüyorum. Ancak filmin o umulmadık bitiş anını düşündükçe hâlen ya bende bir şeyler var ya da bu filmde diye düşünüyorum kendi kendime. Eğer birileri film hakkında bir şeyler biliyorsa lütfen bana da söylesin.

Filmin oyuncu kadrosu gerçekten güzeldi. Tarantino seçim yaparken sağlam adamları seçmiş. Ancak Bruce Willis‘in böyle durgun bir karakterde böyle güzel bir rol yapması dikkatimi çekmedi değil.

Previous Post Next Post

You Might Also Like

5 Yorumlar

  • Reply Schindler’s List - Schindler’in Listesi » Kaan Fakılı’nın Güncesi 07 Temmuz 2008 at 02:43

    […] günlerde kendimi sinemaya adadığımı ve her güne bir film izleme projemi daha önce de söylemiştim. Balıkçının ağından bugün adını söylemekte ve yazmakta epey zorlandığım  […]

  • Reply Heartsmagic 12 Temmuz 2008 at 12:34

    Öhöm, bir Tarantino (evet biliyorum son filmiyle bayağı telaşlandırdı herkesi) hayranı olarak Pulp Fiction özel bir yer etmiştir film listemde. Hemen söylemeliyim ki bir insan Tarantino’yu ya sever ya nefret eder, bunun ortasının olacağını sanmıyorum 🙂 Tarzı biraz gariptir ve hiç anlam veremediğiniz olaylar silsilesi izliyorsunuz hissi verebilir. Pulp Fiction için de böyle sayılabilir fakat biraz gayretle aslında senaryonun parça parça ilerlemesine rağmen sonunda bir bütünü oluşturduğunu fark ederiz.

    Benim Pulp Fiction’da beğendiğim taraf, farklı kişilerin hikayelerinin aynı senaryo içinde bu kadar güzel yoğurulmasıdır. Zaten dikkatlice incelendiğinde hikayenin farklı parçalar halinde aktarıldığını görürüz. Hepsinin yaşama tarzı, hayata dair fikirleri, ne gibi küçük şeylerden zevk aldıkları, takıntıları, problemleri alttan alta ne de güzel anlatılmaktadır.

    Tarantino’nun mührü olabilecek özellikler yine bu filmde görülebilir. Örneğin diyalogların özenle aktarılması, kullanılan müziklerin seçkinliği, hikayenin çarpıcı anlatım tarzı. Bu üç özelliği hemen hemen her Tarantino filminde görmemiz olasıdır. Örneğin bu filmin açılış ve kapanış müzikleri en sevdiğim iki film müziği arasında zirveleri zorlamaktadır. Biraz canım sıkkınsa hemen açar Pumpking Misirlov dinlerim. Filmin kapanış müziği olan Surf Rider ise çok nadide bir parçadır.

    Filmin finalinin neden bu kadar çarpıcı olmadığı aslında konuşulabilecek ayrı bir konudur. Fakat dikkatlice takip edildiğinde filmdeki karakterlerle uyumlu bir final olmuştur. Hoş finalde Vincent Vega’yı görmemize rağmen sonunu ne olduğunu biliyoruz. Fakat Jules Winnfield’in sonu bizim hayal gücümüze kalıyor. Az çok diğer karakterler içinde bunu söylemek mümkün. Ayrıca o son sahne ise unutulmayanlar arasındadır benim için: İki aykırı karakterin kafeden aheste aheste süzülüp, şortlarını sıyırıp araya silahlarını sıkıştırırken fırlattıkları bakışları görmeye değer.

    Aykırı karakter derken dikkatli izlendiğinde aslında Tarantino filmlerindeki hemen her karakterin aykırı ve izlenmeye değer olduğu görülebilir. Bir film içerisinde bu kadar fazla karaktere, bu kadar etkiletici hikayeler yazmak ve bunu çok özenli bir şekilde hayata geçirmek (daha doğrusu film karelerine) ancak Tarantino’ya özgüdür. Başka yönetmenlerin filmlerinde belki esas kahramanlar hatırlanabilir ancak Tarantino filmlerinde neredeyse tüm kahramanlar büyük bir zevkle hatırlanır ve konuşulur. Şimdi Pulp Fiction’ı tekrar düşünün ve hangi karakterin daha baskın ve ilgi çekici olduğuna karar vermeye çalışın. Zor olmuyor mu? Örneğin çok az görünmesine rağmen Wolf karakterindeki (ikiliyi beladan kurtarmaya gelen) Harvey Keitel’in ne denli etkileyici olduğunu es geçebilir miyiz?

    Evet oyuncular cidden çok kaliteli. Hepsi neredeyse performanslarının uçlarında dolaşmış fakat bunu sağlayan, onlara zemini hazırlayan Tarantino’dur.

    Velhasılı kelam Pulp Fiction biraz daha dikkatli incelendiğinde bu beğeniyi kazanmaya hakkı olan bir filmdir 🙂

    İzlerim diyenlere Reservoir Dogs tavsiye edilir 🙂

  • Reply Kaan Fakılı 15 Temmuz 2008 at 15:23

    Dediğiniz gibi ben de pek Tarantinoculuk yok o zaman. 🙂 Ancak ben Kill Bill’i de izledim o film bana göre harika bir filmdi. Dediğiniz gibi ufak detaylar var. Mesela şu zenci olan adamın adı neydi tam hatırlamıyorum. 🙂 Tanrı’nın ona bir şans verdiğini düşünüyordu sürekli. O bu şekilde işi bıraktı. Ancak Vincent yani John Travolta bu şansa inanmıyordu ve işi bırakmadı. Neticede de Bruce Wills tarafından öldürüldü. 🙂 Bakın bunlar güzel mesajlar.

    Evet hiçbir karakter filmde baskın değil ancak bu filmi güzel kılmaz ki? Yani bana göre güzel kılmaz. Çünkü gerçek anlamda hiçbir karakter potayı aşmamıştır bana göre.

    Aslunda benim filme pek bir lafım yok da bu Tarantinoculara bozuğum ben. Tarantino’nun yaptığı film hatalarını ona başarı olarak addetmişler. 🙂

  • Reply Heartsmagic 16 Temmuz 2008 at 01:29

    Olur mu bilakis birden fazla karakter potayı aşmış durumda, baskın derken ben kendimi yanlış ifade etmişim 🙂

    Film hataları hatadır elbette, bunlar değildir filmi güzel kılan. Fakat istersek her filmde hata görebiliyoruz, en azından senaryoda çatlaklar oluyor.

    Söylemek istediğim Tarantino’nun tadı bir başkadır 🙂

  • Reply as 13 Aralık 2008 at 20:13

    ya ben salağım, filmin başı ile sonunu birleştiremiyorum; ya da film kötü..
    benim oyum birinci düşünceden yana…

  • Yorum yazabilirsiniz

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.